Şubat 9, 2012

Şubat 9, 2012

Şubat 6, 2012

Şubat 1, 2012

Kaynak: Film Dilinin Grameri, Cilt III; Daniel Arijon; Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi; 1993, Eskişehir

Ocak 29, 2012
Kaynak: Mesele Kitapları 1, 2007 Söyleşileri içinde; 2008

Kaynak: Mesele Kitapları 1, 2007 Söyleşileri içinde; 2008

Ocak 25, 2012
Fotoğraftaki (1939 - Halkevi) isimsiz çocuğa ve 93 Numara’ya…
…
“Belki de karşısında, kendi sözcüklerimizin örtüsü altında bir araya geldiğimiz bu mekâna kadının hepimizden daha ciddiyetle gireceği inancını taşıyordum. O çok uzun süre önce ve hepimizden daha genç bir yaşta büyük bir kenti terk etmişti. Küçük bir kızken, harika bir şenlik gücüyken, üzerine yayılan uğultulu dünya, karanlığın görüntülerden daha canlı olduğu sinemalar ve özellikle kalabalıkların güzelliği, gücü, yakalanamaz ve insanlıkdışı, gölgelerin yaşamı gibi çekici bir yaşamın aktığı sokağın soylu özünü oluşturan dimdik, muazzam taşlar çok uzaklarda kalmış bir hatıraydı onun için. O halde ihtiyaç duyduğu imgeleri bulabilmek için kendi içinde daha uzaklara gitmesi gerekiyordu ve daha değişken, kendi kaynaklarına bizimkilerden daha yakın olan bu imgeler, onu daha da uzaklara götürüyordu sanki: oraya daha hızlı gittiğimiz, birbirimizin yanında, birbirimize daha gizlice sokulduğumuz başka bir geçmişe adeta; hangi yere doğru? Bu acelecilik niye? Ama onu sorgulasaydım eğer, görürdüm ki, ona göre, hatıraları gizlemeyen bu mekân, onun hakikatinin çok yakınında yalansız, kılık değiştirmeden ve hâttâ, o farkında olmadan ortaya çıkıyordu: hayır, düşünmüyordu o, hayal kurmuyordu, tersine, harikulâde şeyleri sefilce uydurarak kendi kendilerini aldatmaya çalışan insanların yoksulluğundan bir tür öfkeyle nefret ederek, tüm uydurma düşlerden yüz çeviriyordu.”
Maurice Blanchot, “Son İnsan”.

Fotoğraftaki (1939 - Halkevi) isimsiz çocuğa ve 93 Numara’ya…

“Belki de karşısında, kendi sözcüklerimizin örtüsü altında bir araya geldiğimiz bu mekâna kadının hepimizden daha ciddiyetle gireceği inancını taşıyordum. O çok uzun süre önce ve hepimizden daha genç bir yaşta büyük bir kenti terk etmişti. Küçük bir kızken, harika bir şenlik gücüyken, üzerine yayılan uğultulu dünya, karanlığın görüntülerden daha canlı olduğu sinemalar ve özellikle kalabalıkların güzelliği, gücü, yakalanamaz ve insanlıkdışı, gölgelerin yaşamı gibi çekici bir yaşamın aktığı sokağın soylu özünü oluşturan dimdik, muazzam taşlar çok uzaklarda kalmış bir hatıraydı onun için. O halde ihtiyaç duyduğu imgeleri bulabilmek için kendi içinde daha uzaklara gitmesi gerekiyordu ve daha değişken, kendi kaynaklarına bizimkilerden daha yakın olan bu imgeler, onu daha da uzaklara götürüyordu sanki: oraya daha hızlı gittiğimiz, birbirimizin yanında, birbirimize daha gizlice sokulduğumuz başka bir geçmişe adeta; hangi yere doğru? Bu acelecilik niye? Ama onu sorgulasaydım eğer, görürdüm ki, ona göre, hatıraları gizlemeyen bu mekân, onun hakikatinin çok yakınında yalansız, kılık değiştirmeden ve hâttâ, o farkında olmadan ortaya çıkıyordu: hayır, düşünmüyordu o, hayal kurmuyordu, tersine, harikulâde şeyleri sefilce uydurarak kendi kendilerini aldatmaya çalışan insanların yoksulluğundan bir tür öfkeyle nefret ederek, tüm uydurma düşlerden yüz çeviriyordu.”

Maurice Blanchot, “Son İnsan”.

Ocak 25, 2012

Ocak 25, 2012

Ocak 21, 2012

Ocak 21, 2012
American Cinematographer Magazine, February 1996

American Cinematographer Magazine, February 1996

Ocak 21, 2012

Ocak 21, 2012

Ocak 21, 2012
Refik Ahmet, Türk Tiyatrosu Tarihi, 1934

Refik Ahmet, Türk Tiyatrosu Tarihi, 1934

Ocak 21, 2012
1941

1941

Ocak 21, 2012

Tumblr'da beğenilen gönderiler: Daha fazla beğenilen gönderi »